Beyhakî, "Bir
konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve O'nun Resûlüne müracaat
edin." [1] ayetinin tefsirinde, Meymün b. Mihran'ın şu rivayetini
nakleder: "Allah'a müracaat etmek, Kur'an'a müracaat etmek; Resûlüne
müracaat etmek de, Resûlünün sünnetine müracaat etmek demektir. "Yine
Beyhakî, Ebu Davud'un Rafi'den rivayet ettiği şu hadîsi zikreder:
Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: "Sizden hiç birinizin, koltuğuna
rahatça oturmuş halde, kendisine iletilen emir ve yasaklarım
karşısında: 'Biz, onu bunu anlamayız. Allah'ın kitabında ne varsa, biz
ona uyarız.' dediğini duymayayım."[2]
Şafiî bu hadisin,
Rasûlullah'ın sünnetinin sübutuna ve hakkında Kur'an'da nas bulunmayan
konularda bağlayıcı olduğuna işaret ettiğini söylemiştir.[3]
Bu
konuda, İrbad b. Sariye şu olayı anlatır: "Rasûlullah île Hayber'de
konakladık. Yanında sahabeden bazı kimseler de vardı. Azgın bir inkârcı
olan Hayber meliki, Nebî(s.a.v.)' ye geldi ve: 'Ey Muhammed!
Develerimizi kesmeye, meyvelerimizi yemeye ve kadınlarımızı dövmeye ne
hakkınız var? dedi. Resûlulah, sinirlendi ve İbni Avfi çağırarak: 'Atına
bin ve git müslümanları namaza çağır' buyurdu. Toplanan müslümanlara
namaz kıldırdıktan sonra ayağa kalktı ve: Yoksa içinizde, koltuğuna
rahatça oturmuş, Allah'ın bu Kur'an'dakilerin dışında hiçbir şeyi haram
kılmadığını sananlar mı var? Şuna dikkatinizi çekerim ki; vallahi ben
de, bazı şeyleri emrettim, yasakladım ya da tavsiye ettim. Bunlar da en
az Kur'an'daki emir, yasak ve tavsiyeler kadar bağlayıcıdır. Şüphesiz
Allah, izinsiz olarak ehl-i kitap olanların evlerine girmenizi,
kadınlarını dövmenizi ve borçlarını ödedikleri takdirde de meyvelerini
yemenizi haram kılmıştır' buyurdu." [4]