|
|
 |
 |
Okunma |
|
190 |
DeyimLer ve Özelikkleri
Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı bir anlamı olan, ilgi çekici bir
anlatımı bulunan, ifadeyi daha zengin kılan, iki veya daha fazla kelimeden
meydana gelen, kalıplaşmış söz topluluklarına "deyim (tabir)" denir.
Özellikleri:
1. Kalıplaşmış sözlerdir.
Yerleri değiştirilemez; bir kelime çıkarılıp, aynı anlama da gelse yerine başka
bir kelime konamaz. "Eli yüzü düzgün" deyimi, "yüzü eli
düzgün" biçiminde; "baş kaldırmak" deyimi, "kafa kaldırmak"
biçiminde değiştirilip söylenemez; söylense de deyim olmaz.
2. Bir araya gelirken, çoklukla
kendi gerçek anlamlarından ayrı bir anlam belirtirler. "Altın kesmek"
deyimi, "altını kesip doğramak, parçalara ya da dilimlere ayırmak"
anlamında kullanılmaz; bu söz "çok para kazanmak, kazanır durumda
olmak" anlamında kullanılır. Ancak kimi deyimlerde, kalıplaşmış sözden
çıkan anlam, gerçek anlamın dışında değildir. "Sesi çıkmamak; çoğu gitti,
azı kaldı" deyimlerinde olduğu gibi.
3. Kısa ve özlü ifadeler
taşırlar. Bir kavramı, bir düşünceyi, bir olayı az sözle belirtmek ya da daha
etkili kılmak için kullanılırlar.
4. En az iki kelimeden
oluşurlar. Bir kısmı kelime grubu, bir kısmı da cümle hâlinde biçimlenmiştir.
"Günaha sokmak, içini dökmek" ve "elifi görse mertek
sanır", "burnu yere düşse almaz" gibi.
5. Çoklukla mastar hâlinde
olduklarından fiil çekimine girerler. "Burnunu çekmek" deyimi,
"burnunu çekti"; "bozuk çalmak" deyimi, "bozuk
çaldı"; "güçlük çıkarmak" deyimi, "güçlük çıkardı"
biçiminde çekimlenebilir.
6. Deyimlerin bir çoğu benzetme
ve söz sanatları ile süslüdür. Anlatıma güzellik, canlılık ve çekicilik katmak
için bu şekilde kullanılırlar. Bu bakımdan, genel kural niteliği taşımazlar. Bu
yönleriyle de ata sözlerinden ayrılırlar. Çünkü atasözleri genel kural niteliği
taşırlar; yol göstermek, ders ve öğüt vermek amacı güderler. "Ağaçtan maşa
aptaldan paşa olmaz" ata sözü, netleşmiş bir genel kuraldır. Denenmiş,
uygulanmış, her zaman ve herkes için doğru olan bir genel kural niteliğinde
biçimlenmiştir. Oysa "fiyatı kırmak" sözünde genel bir kural yoktur.
Çünkü her zaman fiyat dondurulmaz.
7. Bazı benzetmeli söyleyişler
deyim olmadıkları hâlde deyim gibi kullanılırlar. "Arpacı kumrusu gibi
(düşünmek)", "beşlik simit gibi (kurulmak)", "arı kovanı
gibi (işlemek)", "kabak çiçeği gibi (açılmak)" deyimleri, bu
türdendirler.
8. Kimi ikilemeler de çoklukla
deyim sayılmaktadır. "Allak bullak", "oldum olası",
"takım taklavat", "süklüm püklüm", "ev bark"
gibi.
9. Çoğu zaman deyimlerle
birleşik kelimeler karıştırılır. Bu yanlışlara düşmekten kimi bilgilere sahip
olmakla kurtulmak mümkündür. Birleşik kelimelerin bitişik yazıldıkları, isim
soyundan geldikleri, aralarına yapım ve çekim eki girmeyecek kadar kaynaşmış
oldukları unutulmamalıdır. Bunun yanı sıra, deyimleri oluşturan kelime
gruplarının isim ve fiil çekimlerine girdikleri, aralarına çekim ekleri
aldıkları da hatırdan çıkarılmamalıdır. Ancak, bu ilkeler her ne kadar göz
önünde tutulsa da, deyimlerle birleşik kelimeleri kimi zaman tam ayırt etmek
imkânı yoktur.
10. Bir milletin söz gücünden
doğan ve doğduğu toplumun malı olan deyimler, bazı istisnaları dışında
mecazdırlar; kelime grubu olarak da isim, sıfat, zarf görevlerinde bulunurlar:
"İçten pazarlıklı bir adam" cümlesinde "içten pazarlıklı"
deyimi sıfat olarak; "keyfimi kaçırıp gitti" cümlesinde "keyfi
kaçmak" deyimi zarf olarak; "karga derneğinde işim yok benim"
cümlesinde "karga derneği" deyimi de isim görevinde kullanılmıştır.
|