|
|
 |
 |
Okunma |
|
462 |
Ayşe Kulin
(d. 1941, İstanbul).
Türk yazar ve Gazeteci. 
- Arnavutköy
Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve
dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon,
reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist
olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 184
yılında yayınlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile
senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü
kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği
Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları
Derneği’nin En ıyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir
Nureddin Selçuk’un yaşamöyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı
yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü
Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikâye
Armağanı’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı: Aylin adlı biyografik romanı
ile, ıstanbul Üniversitesi ıletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı
seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da ıletişim
Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine
bir biyografik roman olan Füreya, 2001’de Köprü, 2002’de Nefes Nefese ve
ıçimde Kızıl Bir Gül Gibi, 2004’te Kardelenler ve Gece Sesleri yayınlandı.
ESERLERİ
Güneşe Dön Yüzünü,
(öykü), 1984. - Bir Tatlı Huzur,
(biyografi), 1996.
- Adı: Aylin,
(biyografik roman), 1997.
- Geniş Zamanlar, (öykü), 1998.
- Foto Sabah
Resimleri, (öykü), 1998.
- Sevdalinka, (roman), 1999.
- Füreya, (biyografik
roman), 2000.
- Köprü, (roman), 2001.
- Nefes Nefese, (roman), 2002.
- İçimde Kızıl
Bir Gül Gibi, (deneme), 2002.
- Babama, (oto
biyografi), 2002.
- Kardelenler,
(araştırma), 2004.
- Gece Sesleri,
(roman), 2004.
- Bir Gün, (roman),
2005.
- Bir Varmış Bir
Yokmuş, (öykü), 2007.[3]
- Veda[4],
(roman) , 2008.[5]
- Sit Nene`nin Masalları
(çocuk kitabı)2008
- Umut, (roman), 2008.[6]
- Taş Duvar Açık Pencere
(derleme)2009
- Türkan (biyografik roman)2009
HAKKINDA YAZILANLAR
Adı Ayşe
Cemal Kalyoncu
Aksiyon Sayı: 487 - 05.04.2004
Baba tarafı, Boşnakları bir bayrak altına toplayan Kulin Ban’dan gelen Ayşe
Kulin, Çerkez asıllı annesi tarafından da Osmanlı’nın son Maliye Nazırı Reşat
Bey’in torununun kızıdır. Kulin, hayatı ‘Adı: Aylin’ kitabıyla tümden değişmiş
birisidir.
Orhan Pamuk, sanki Ayşe Kulin'i düşünerek tarihe not düşmüş o ünlü 'Bir kitap
okudum hayatım değişti' sözünü. Gelki burada bir fark var. Ayşe Kulin'in
hayatı, okuduğu değil, yazdığı kitaptan dolayı değişmiş; ama olsun!..
Her şey, başında bulunduğu 1 Numara Yayıncılık çatısı altındaki dergiler için
Ercan Arıklı'nın Ayşe Kulin'den ilginç ve gerçek hayat hikayeleri yazmasını
istemesiyle başlar. Kulin, bu talep üzerine, her ikisinin de Amerikan
Koleji'nden arkadaşları olan Aylin'in isminin de bulunduğu 5-6 kişilik bir
liste tespit edip Arıklı'ya verir. Arıklı'nın isteği, önceliğin Aylin'in hayat
hikayesine verilmesi yönündedir.
Ayşe Kulin, okul arkadaşı Aylin'le irtibata geçer. Onun cevabı da olumludur.
Amerikan ordusunda görev yapan bir Türk kadını olan Aylin, hemen Başkan Bush
dahil olmak üzere çeşitli ünlülerle çekilmiş fotoğraflarını gönderir
İstanbul'daki arkadaşına. Tam bu sırada Amerika'ya gitmesi söz konusu olunca
Kulin, 'Nasılsa oraya gideceğim, karşılıklı konuşarak yaparım bu görüşmeyi
diyerek' projeyi biraz bekletir: "Ben martta gidecektim. Aylin şubatta
öldü." Aylin ölünce proje bir süre beklemek durumunda kalır. Fakat aradan
bir zaman geçtikten sonra Kulin, bu sefer Aylin portresini, başında Okay
Gönensin'in bulunduğu Yeni Yüzyıl'a yazar: "Okay beni aradı. 'Herkes
telefon ediyor. Annem bile böyle şeyleri okumaz, fakat kafamın etini yiyor.
Kimdir bu?' dedi. Ailesinden de tabii Nilüfer (Gülek) filan arayıp, teşekkür
ettiler." Aylin'in, Türkiye'den başlayıp dünyanın çeşitli ülkelerinde
devam eden öyküsü gerçekten çok ilginç bir öyküdür.
Gazetede çıkan bu gerçek hayat hikayesinin gördüğü ilgi üzerine Kulin, Aylin'in
kitabını yazmaya karar verir. Aylin'in ailesi de buna taraftardır. Projeyi önce
Afa Yayınları'nın sahibi Atıl Ant'a götürür Kulin: 'Atıl bayıldı projeye. 'Ben
basacağım' dedi. Ben de 'Madem basacaksınız, bana bir avans verir misiniz?'
dedim. 'Yok' dedi, 'Sen getir, hiç bir yazara verilmez ama yüzde 12 veririm'
diye de ekledi. Ama bir bölüm okumak için de örnek istedi. Yazdım, gönderdim.
Bir ay boyunca telefona çıkmıyor Atıl. Sabah arıyorum, öğle arıyorum, yok. En
sonunda 'Olmuyor' dedim, bıraktım." Bu aradaki boşlukta Kulin, bir teklif
üzerine hazırladığı Münir Nurettin Selçuk biyografisini bitirir. Ve bir gün,
bazı yayınevi isimleri tespit ederek telefonun başında oturur, numaraları
çevirmeye başlar: "İletişim, Metis, Remzi. Teker teker arıyorum. Birinci
meşgul çıktı, ikinci meşgul çıktı. Remzi de hep meşgul çıkardı, o an açıldı.
'Randevu istiyorum' dedim. Verdiler." Böylece 80'i aşan baskı yapan 'Adı:
Aylin' kitabıyla Ayşe Kulin, hem anı/hatırat yazımı konusunda ateşleyici bir
rol oynar, hem de bir kitap yazarak hayatınının tümden değişmesine yol açar.
'Hikayeleriniz ilklerin de gerisinde' diyen yayınevi
Ayşe Kulin, kalıplar ve ideolojilerle örülmüş bir edebiyat bloğunun içine
giremese de çok satan bir yazar olarak okur nezdindeki yerini alır böylece.
Aslını sorarsanız edebiyat dünyasına paraşütle inmiş de değildir. Yıllardır
yazı ile hayatını kazanan birisi olarak, 1984 yılında bastırdığı Güneşe Dön
Yüzünü öykü kitabıyla edebiyat dünyasının kapısını -içeri alınmasa da- 'tıklatır.'
Bunun öyküsü de buraya not düşecek kadar hazindir. Kulin, ilk yazarlık
denemesini yaptığı öykülerini gönderdiği, fakat bugün ismini vermediği
yayınevinden şöyle bir cevap almıştır o yıllarda: "Bir dosya kağıdına
kıyamamış, ikiye bölüp yarısına yazmış: Sayın Kulin, son hikayeleriniz ilklerin
de gerisinde. Sizin için üzgünüz. İmza..." Fakat basılmaya değer
bulunmayan çalışmasıyla Kulin, 1995'te Haldun Taner Öykü Ödülü birinciliğini
alır; bunlara sekiz yeni öykü ilave yaparak genişlettiği Foto Sabah Resimleri
kitabıyla da Sait Faik Hikaye Armağanı ile ödüllendirilir (1996).
- Siz o cevabı veren yayınevi hangisi idi?
"Onu söylemeyeyim. Önemli bir yayınevi. Kendileri herhalde çok üzgündür.
Onları bir kere daha üzmeye gerek yok!"
Ayşe Kulin artık çok satan yazarlar arasında ilk sıralardadır artık. 1997
yılında çıkardığı Adı Aylin ile 80 baskıyı geride bırakan Kulin, Sevdalinka ile
de 60'a yakın baskı yapar, rahmetli vali Recep Yazıcıoğlu'nun hayatını
anlattığı Köprü 40 baskıya ulaşır nerede ise. Kulin'in kitapları arasında
Füreya ve Nefes Nefese de diğerlerinden geride kalmaz.
Ayşe Kulin, kitaplarında gerçek hikayeleri ele almayı benimsemiştir. Hatta bazı
kitaplarında ailesinden kahramanlara yer verir. Peki Ayşe Kulin'in kendi
hikayesi nasıldır?
Boşnakların ilk kralının soyundan
Ayşe Kulin, köklü geçmişi olan bir aileden gelmektedir. Baba tarafı Bosnalı
olan Ayşe Kulin, son edindiği bilgilere göre de muhtemelen Macar topraklarından
Bosna'ya idari bir yetkili olarak atanmış Kulin Ban'ın ailesine mensuptur.
Kulin Ban, 11. yüzyılda Boşnakları ilk defa bir bayrak altında toplayıp kendi
kilisesini kurmuştur. Ayşe Kulin'in anlattıklarına göre Boşnaklar, Ortodoks
Sırp ve Katolik Hırvatlar'dan ayrı olarak üçlü teslis inancına ananmayanların
oluşturduğu Bogomil mezhebine mensup, bir tek Allah'a inanan bir topluluktur.
Bundan dolayı Sırp ve Hırvatlar'ın işkencelerine maruz kalmışlardır yıllarca.
İşte bu dönem sonunda kendi kilisesini kurarak Boşnaklar'ın ilk kralı olan
Kulin Ban, Ayşe Kulin'in de soyunun dayandığı koldur. Ayşe Hanım, bunu çok
eskilerden beri kullanageldikleri Kulin soyadına dayandırmaktadır. Çünkü
yüzyıllardır ailenin kullandığı soyad Kulin'dir: "O aileden gelen bir
ailem olduğu kesin. Ama belki Kulin Ban'dan değil de kardeşinden, yeğeninden inmiştir."
Ayşe Kulin, ailenin Macarsitan'dan gelen kolundan şecereyi bulduklarını, ama
Bosna tarafındaki kayıtların 1992'deki savaşta bombalarla yok edildiğini
belirmekte: "Macaristan'da bir Kulin ailesi olduğunu biliyorum. Onlar her
yıl bir yerde buluşuyorlarmış, yani dünyadaki bütün Kulin'ler." Kulin
Ban'ın ismi Saraybosna'nın iki önemli caddesinden birine de verilmiştir:
"Kulin Ban çok müreffeh bir devir yaşatmış, çok adilane idare etmiş ve çok
sevilen bir lidermiş. Bir şeyin çok eskidiğini anlatmak için Nuh Nebi'den beri
deriz ya, onlar Kulin'den kalma der. Böyle bir deyimleri var. Dolayısıyla
onların çok sevdiği bir lider."
1890'ların sonlarına kadar Bosna'da kalan aile, bir derebeyi olarak
bilindikleri o topraklardan 1896 veya 1897'lerde ayrılmak zorunda kalır.
Geldikleri yer önce İstanbul'daki Rami'dir: "Tito devrine kadar aileye
Bosna'dan hem erzak, hem para gelirdi. Topraklardan alınan mahsulün parası."
Bosna'dan gelen, Ayşe Kulin'in de dedesi olan Salih Zeki Kulin'dir:
"Babama sormuştum, 'Dedem ne iş yapardı?' diye. 'İşi yoktu' dedi. İşi
olmamasını kafam almamıştı. Bosna'da beyler hiç çalışmazdı. Buradaki ağalar
gibi. Dedem okuma olarak da bir tek beylerin kendi aralarında kullandıkları bir
yazıyı bilirdi. Akrabam olduğu için çok övündüğüm, torunu olduğumuz ressam
Ferruh Başağa -ki dedesi Fehim Efendi de Osmanlı Meclisi'nde ilk Bosna Mebusu
idi- yüksek tahsilini Saraybosna'da yaptı. O Sırpça'yı okur, ama Boşnakça'yı
okuyamaz. Tito yok etti çünkü. Sonrakiler de Boşnak sözünü yok etmeye
çalıştılar."
Ressam Ferruh Başağa ile akraba
Salih Zeki Kulin'in Gül Hanım'la evliliğinden üç çocuğu gelir dünyaya: Nusret,
Saadet ve Muhittin. Makine mühendisi olan Nusret Kulin, büyükelçilik yapmış
Orhan Kulin'in babasıdır. (Orhan Kulin'in eşi Kadriye Hanım da uzun yıllar
Aksanat'ta idarecilik yapmış birisidir.) Ayşe Kulin'in babası olan Muhittin
Kulin, ağabeyinden 6 sene sonra 1903'te Rami'de doğar. Mühendis mektebine
gider, Almanya'da inşaat mühendisliği okur. Devlet Su İşleri'ni (DSİ) kuran
veya o kurumun başına ilk atanan kişidir Muhittin Kulin. Dolayısıyla Türkiye'de
ilk baraj, önemli inşaat gibi yatırımlarda onun da hizmeti geçmiştir. Hatta
Süleyman Demirel de, DSİ'de Muhittin Kulin'in memurlarından biri olmuştur
zamanında.
Büyükdedesi Osmanlı'nın son maliye nazırı
Muhittin Kulin, önce CHP ile daha sonra da ondan iktidarı devralan Demokrat
Parti ile takışınca istifa etmek zorunda kalır. Bazı bankaların yönetim kurullarında
görev aldıktan sonra en son olarak üniversitede öğretim üyeliği yapar. Vakti
zamanı gelince de (Hatice) Sitare Hanım'la birleştirir hayatını: "Babam
hep devlet memurluğu istedi. Özel sektörden çok teklif almasına rağmen devlette
kaldı. Ankara'da DSİ'de iken, bir ziyaret sırasında Ankara'ya giden annemle
tanıştı." Sitare Hanım Çerkes'tir: "Çerkes'lerin Bijeduh kolu varmış.
Çok iftihar ederler. Onlar da Kamçiliko Hasan Bey diye birinden inmeler."
Ayşe Kulin'in anne tarafı da 93 Harbi'nde bugünkü Türkiye topraklarına gelmiş
bir ailedir.
Ayşe Kulin'in annesi Sitare Hanım, son Osmanlı Meclisi'nde Maliye Nazırlığı
yapmış olan Reşat Bey'in torunudur. Onun da babası mutasarrıflık yapmış
birisidir: "Anneannemin anne ve babasını görme mutluluğuna erdim. Uzun
yaşadılar. Dolayısıyla ben Osmanlı beyefendiliği denen o ince çizgiyi çok iyi
biliyorum."
Reşat Bey'in Leman, Suat ve Sabahat adında üç kızı olur. Suat Hanım topoğraf
Hilmi Bey'le evlenerek daha sonra Soydan adını alacaktır. Sabahat Hanım ise,
bir Ermeni gencine aşık olur ve 30 yıllık bir sürenin sonunda ancak
evlenebilir. Ayşe Kulin'in, Nefes Nefese adlı romanında Selva ve Rafo'nun
hikayesi olarak anlattığı aslında Sabahat teyzesinin hikayesidir. Ayşe Kulin'in
anneannesi Leman Hanım ise askeri doktor Mahir İhsan Bey ile dünyaevine girer.
Ailenin damatlarının bir özelliği, buna Ayşe Kulin'in babası da dahildir, hep
içgüveysi gelmeleridir. (Unutmadan, Ayşe Kulin, Hacı Bekir Şekerlemeleri'nin
damadı olan milli yüzücü Doğan Şahin ile akrabadır. Doğan Bey'in babası ile
Ayşe Hanım'ın babası iki kız kardeşin çocuklarıdır. Bu arada, ölüm ilanında
Ayşe Kulin'in teyzesi olarak adı yazılan; Konya Valisi Hüsnü Zadil'in kızı, Van
Valisi Vezir Tahir Paşa'nın gelini Bedia Belbez ile aralarında bir akrabalık
bağı da yoktur.)
Reşat Bey'in Beyazıt'taki konağı, Ayşe Kulin'in doğduğu 1941 senesinde
satılarak aile Nişantaşı'na yerleşir. Bu taşınmanın sebeplerinden biri,
dedesinin, ahbabı olan Rey kardeşlerin babası, aile dostu Ahmet Reşit Rey'le
daha yakın oturmak istemesidir. İkisi de 150'likler listesine girmemek için
kader birliği ederek kaçmıştır. Aralarında böyle bir bağ da vardır.
'Kıskançlık nedir bilmedim'
Ayşe Kulin, doğduğunda İkinci Dünya Savaşı'nın ikinci yılına girmesine tam 6
gün vardır. Türkiye'de de savaşa girme-girmeme üzerinde politikalar
üretilmektedir. Böyle bir ortamda küçük Ayşe de, Amerikan Hastanesi'nde
doğmasına ve annesi ile babası evlenir evlenmez Ankara'da oturmaya
başlamalarına rağmen ancak iki ay üzerine baba ocağının yolunu tutabilir. Onun büyüme
evresini geçirdiği yer, dolayısıyla Ankara'dır. Ancak yazları İstanbul'a
gelebilir. Geldiğinde de ilk başlarda Burgaz Ada'daki konakta kalırlar.
Ankara'dan her gelişlerinde nerede ise bir ordu tarafından karşılanırlar:
"Dedem, teyzem, kuzenler karşılamaya gelirdi." Dedesinin ailesi, üç
kızı, üç damadı ve torunlar hep bir arada yaşamaktadır çünkü. Küçük Ayşe'nin
burada bir de bayram anıları vardır, zihninde tazeliğini koruyan:
"Babannemin Sultanahmet'teki evine giderdik. Bana halamın oğlunun sünnet
elbisesini giydirirlerdi..."
- Tek çocuk olmanın artıları, eksileri var mıydı?
"Kıskançlık nedir bilmememin sebebi kardeşim olmamasıdır. Çünkü kıskanacak
bir şey yoktu. Bütün oyuncaklar benim. Dedeler, anneler benim... Bu kıskançlık
duygusunun eksikliği çok iyi bir şey değil hayatta. Onun sıkıntılarını çektim.
Mesela kocamı kıskanmadım. Kıskanmadığım için de arkadaşım kocamı ..."
Ayşe Kulin, hırs duygusundan da yoksun büyür: "Hırs olmadığı için de
hayata asılmadım. Yayın işlerine asılmadım. 20 yaşından beri yazıyorum. En
azından 1970'li yıllardan beri elimde kitaplar var. Hırsım olmadığı için bu
kadar geç kaldım. Doğru bulmuyorum bunları."
Ayşe Kulin, ilkokula Ankara'da başlar. Üçüncü sınıftan itibaren okulun ismi TED
olur ve yabancı dille eğitime başlanır. (Ayşe Kulin, bu noktada Attila İlhan'ın
eleştirilerine karşı çıkarak, yabancı dille eğitimle kimsenin
milliyetçiliğinden birşey kaybetmeyeceğini söylemektedir: "Attila İlhan'a
benden selam söyleyin. Karşı karşıya oturur, milliyetçiliğimi onunla tartışırım.
Belki ben daha milliyetçi çıkarım.") TED Koleji'nde yazar Pınar Kür,
Ankara valilerinden Kemal Aygün'ün kızı, şimdi Mehmet Ali Bayar'ın annesi olan
Baysan Bayar, eski siyasilerden Hıfzı Oğuz Bekata'nın kızı Yüksel, sonra Ömer
Çavuşoğlu gibi arkadaşlar da edinir burada.
Kulin, daha sonra aile geleneğini bozmamak üzere Arnavutköy Amerikan Kız
Koleji'ne gelir. Anneannesinin kızkardeşi Sabahat Hanım, eniştesi ve annesi,
yani üç kuşak burada okumuştur. Kendisiyle beraber dördüncü kuşak da Amerikan
Kız Koleji'ni bitirdiğinde yıl 1961'dir. Kulin'in buradaki arkadaşları arasında
ise yazar İpek Ongun, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Festival Yönetmeni Dikmen
Gürün, Dünya Bankası'nda uzun süre çalışmış Alev Bilgen, Çetin Emeç'in eşi
Bilge Emeç vardır. Yazar Nazlı Eray ise bir sınıf alttan arkadaşıdır.
1960'ta yürüyüşlere katılıyor
1950'de Demokrat Parti iktidara gelince Kulin ailesi de, Türkiye'deki bir çok
ailede olduğu gibi hadiseyi sevinçle karşılar. Ancak zamanla bu destek, bilinen
tavırlardan dolayı tersine döner. Ünlü DP'lilerden Bayındırlık Bakanı Muammer
Çavuşoğlu, Süreyya Ağaoğlu gibi isimler yakın arkadaşları olmasına rağmen Ayşe
Hanım'ın babası Muhittin Kulin de zamanla DP'nin aleyhinde bir tutum takınır.
Bu, henüz genç bir kız olan Ayşe'nin olaylara bakışını da değiştirir. Çünkü
Ankara'da büyüdüğü için, bütün Ankaralı'larda olduğu gibi, onların evinde de
politika ve siyaset eksik değildir. Dolayısıyla Ayşe Kulin de politik bir
kişilik kazanmıştır zamanla. Hatta Kulin, İstanbul'a geldiğinde siyaset konuşulmayan
evleri yadırgayacaktır: "Birileri babamla takışıyor, babam istifa etmek
zorunda kalıyor. Bütün arkadaşlarımın babaları ya müsteşar ya da bakan. Mesela
Nihat Erim'in kızı Işıl, sınıf arkadaşım. Nihat Erim babamdan birşey istiyor,
babam yapmayıp istifa ediyor. Ben ne yapacağım şimdi? Babama sorduğumda
'Arkadaşınla benim davamın ne ilgisi var?' demişti." İşte siyasetin içinde
büyüdüğünden olacak Ayşe Kulin de 27 Mayıs 1960 İhtilali öncesindeki
nümayişlere katılanlardan biri olur: "Epey yürüdüm ve tartaklandım ben
de."
Siyasete girenin kirlendiğini düşündüğünden politikayı hiç düşünmeyen Ayşe
Kulin, Abdi İpekçi, Ercan Arıklı, Çetin Emeç gibi arkadaşları olmasına rağmen
gazetecilik de yapamadığını ifade etmektedir: "Ben hep gazetecilik
istedim. Ama o zaman gazetelere böyle 'pat' diye girilmezdi. Mesela Abdi'ye çok
yalvardım, Milliyet'te birşeyler yapayım diye. O da bana 'Atla git
İngiltere'ye, İngiltere Kraliçesi'nden bir röportaj getir, seni alayım' dedi.
Bazı isimler onu yapar, getirir ama ben öyle değilim. Ben kapıları çalamam,
içeri girip, arsızlık edemem. Bir düğünde davetli olmadığı halde duvardan
atlayıp gelmiş gazeteci vardı. Öyle yapacağıma öleyim daha iyi." Fakat
Ayşe Kulin'in de bir gazetecilik dönemi olmuştur hayatının ilerleyen yıllarında.
'İki evlilik, dört çocuk'
1960 senesinde Mehmet Sarper'le bir evlilik yapan ve Mete ile Ali adını verdiği
iki çocuğu olan Ayşe Kulin, bu evliliğinde, hayatının en sıkıntılı yıllarını
geçirir, özellikle de boşanma aşamasında. Daha sonra Eren Kemahlı ile hayatını
birleştiren (1967) Kulin, yine iki erkek çocuğu getirir dünyaya: Kerim ve
Selim. Herşey iyi giderken bu evliliğini de bitirir. Sebebi ise yukarıda da
bahsettiği gibi kıskanç olmamasının doğurduğu bir sonuçtur! Fakat bu
evliliğinden, ilki gibi yaralar alarak çıkmamıştır. İngiltere'de yaşayan Eren
Kemahlı ve onun İngiliz eşi ve çocuğuyla ilişkilerini halen düzeyli bir şekilde
sürdürmektedir çünkü.
Evliliklerini bitirmesi Kulin'in hayatında gazetecilik sayfasını açmasına
vesile olur. Gerçi 1967'de iki sene boyunca bir otomobil dergisinin yazı işleri
müdürlüğünü yapmıştır; ama gazeteciliğe asıl girişi 1977 yılında, boşanmak
üzere evini terk ettikten sonra yazı verdiği Cumhuriyet Gazetesi ile olur.
Fakat ne Cumhuriyet ona para verir, ne de o Cumhuriyet'ten para istemeyi
düşünür. Burada 1982'ye kadar devam eden Kulin, bir süre de Dünya Gazetesi'nde
çalışır. Uzunca bir süre de Sabah Grubu'nun 1 Numara adıyla çıkardığı
dergilerde bulunur. Adı Aylin romanının gördüğü ilgi üzerine Milliyet'te köşe
yazan Kulin, film, televizyon ve halkla ilişkilerde de çalışmalar yapmış
birisidir. Kulin, gazetecilikte neden sıyrılamadığına da şöyle bir örnek
getirmektedir bugün: "Mesela Ercan (Arıklı) bana dedi ki, 'Ayşegül
Nadir'in çöp kutusunu yaz.' Kadının çöp kutusu boşalacak, içinden çıkacaklara
göre bir yazı... 'Aklını kaçırdın sen galiba' dedim. Aç kalırım böyle bir şey
yapmam."
Klasik müziğin her türünü seven, yazarlar arasındaki kavgalara bir anlam
veremeyen, aile fertlerinin eskileri kendisine kaldığından koleksiyon yapmaya
ne yeri ne de parası olan, ancak çok parası olsa da buraya yatırım
yapmayacağını düşünen Ayşe Kulin, çok satan kitaplarından Sevdalinka'nın
gelirini Bosna'da tecavüz sonucu dünyaya gelen çocuklara, yeni çıkacak
Kardelenler kitabının gelirini de Türkiye'de çocukların eğitimine bağışlayarak
duyarlılığını ortaya koyar.
|