|
|
 |
 |
Okunma |
|
353 |
Hz. İbrahim, Tevrat’ta bahsi geçen Abram peygamber olup,
Kur’an (6, 74)’a nazaran, Azar’in oğludur ve bu Azar ismi, kuvvetli bir ihtimal
ile, uşağının adı olan „Elazar“dan alınmadır. İbrahim’in ecdadının Tevrat’taki
isimleri olan İbrahim b. Tareh b. Nahur b. Sarug b. Argu b. Falag b. Gaber b.
Şalih b. Kinan b. Arfahşez b. Sam b. Nun,Taberi ve İbnü’l-Esir’de
zikredilmektedir.
Abram b. Terah b. Nahor b. Seruc b. Reu b. Peleg b. Eber b. Şelah b. Kinan b.
Arpakşad b. Sam b. Nun, Tevrat, Tekvin, 11, 10-26’dekine tamamiyle uymaktadır;
yalnız Kinan adının, Tevrat, Tekvin, 5, 12’den alınarak bu secereye idhal
edilmiş olması muhtemeldir. Tevrat (Tekvin,11, 28)’ta anlaşıldığına göre,
İbrahim, Kildanilerin Ur şehrinden dünyaya gelmiştir.
Rivayet edildiğine göre, İbrahim dünyaya geliş zamanı yaklaşınca, zamanın
yıldızlar ilmiyle uğraşan, kahin müneccimleri Nemrud’a gelerek ona: Senin
bulunduğun diyarda İbrahim adlı bir ğocuğun doğacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu
çocuk büyüyünce dininizde ayrılıklar yaratacak, putlarınızı, kırıp dökecektir.
Sizi uyarıyoruz, derler. Nemrud’un emriyle bulunduğu diyarda gebe kadınları
nezaret altında bulundurmuştu. Bu nezaretten ancak İbrahim’in annesi
kurtulmuştu. Sebebine gelince, Nemrud’un adamları, bu kadını muayene ettiler,
gebeliği hakkında hiç bir netice elde etmeden çekilip gittiler. Nemrud o sene
içinde doğan bütün çocukları öldürmüştü. İbrahim’in anasını doğum ağrıları
tutunca, gece vakti yakınında bulunan bir mağaraya giderek çocuğunu herkesten
habersiz orada doğurur. Çocuğu sarıp sarmalar, mağranın giriş yerini adamakıllı
kapayarak, çocuğunu yalnız başına Allah’a amanet ederek evine döner. Kocasına
doğum yaptığını dahi söylemez. Sonraları sık sık kimseye görünmeden mağraya
giderek, çocuğunu yoklar ve emzirir.
İbrahim, daha pek küçük yaşta iken, şahsi bir takım tecrübeler neticesinde
Allahın varlığını tanımış idi ki, Kur’an’ın En’am süresinin 74-79. ayetlerinde
şöyle geçmektedir: 74. İbrahim, babası Azer’e: Birtakım putları tanrılar mı
ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde
görüyorum, demişti. 75. Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için
İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk. 76. Gecenin karanlığı onu
kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem,
dedi. 77. Ay’ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana
doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi. 78.
Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da
batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden
uzağım. 79. Ben hanif olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a
çevirdim ve ben müşriklerden değilim.
Aynı rivayetleri, ibrani dilinde yazılmış Şebet musar isimli kitapta (Smyrna,
sa.109-111) ve Sefer hayyaşar (Nuh faslı)’da buluyoruz. İbrahim ile Nemrud
arasında vuku bulan ve kısmen, ibrani edebiyatında da yer alan mücadelelere
mütealik muhtelif kıssalar arasında (al-Salabi, sa. 45-47 ve al-Kisa’i, sa.
125-140) ve Kur’an (21, 57-70)’a dayanan şu aşağıki menkıbeyi zikredelim:
Bir gün İbrahim’in kavmi, Allaha kurban kesmek üzere, şehirden çıktı. İbrahim,
keyifsiz olduğunu bahane ederek, şehirde kaldı. Eline bir balta alıp, üstü
yiyecekler ile dolu masaların bulunduğu puthaneye gitti. „Niçin yemiyorsunuz?“
diye sorduktan sonra, putlardan birinin elini, ökekinin ayağını, üçüncüsünün de
kafasını kesti. Baltayı en büyük putun eline verdi ve bütün yemekleri onun
önüne koydu. Şehir halkı, geri döndüklerinde, bu hali görünce, İbrahim’den
hesap sordular; o da, cevap olarak dedi ki: „Doğrusunu isterseniz, bu işi
yapan, en büyükleridir; eğer, konuşabilirlerse, sorun!“ Bunun üzerine, ahali:
„Biliyorsunuz ki, konuşmazlar.“ diyince, İbrahim: „Demek, Allahtan gayri öyle
şeylere tapıyorsunuz ki, size ne faydası, ne de zararı dokunabilir, öyle mi?
Size de, ibadetinize de yazıklar olsun!“dedi.
Bunun üzerine Nemrud, İbrahim’i öldürmeğe karar verir. Kavmine hitaben de,
„Putlarınıza yardımcı olun, İbrahim’i ceza olarak, ateşe atın.“der. İbrahim
için ateş yakılır. İbrahim’i ateş yığının üzerine koyduklarında, gaipten bir
ses ateşe „Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ol, selametli ol!“diye seslenir.
İbrahim ateşin içinde, üç veya yedi gün kaldıktan sonra, sağ ve salim çıktı.
Nitekim, Nemrud tamamen mağlup olduktan sonra, İbrahim Halil (Allahın dostu)
unvanını alarak, maiyeti ile birlikte, Ur şehrini terkedip, firavunların diyarı
olan Mısır diyarına göç etmişlerdi.
Mısır’da İbrahim’in güzel zevcesi Sara (Sare)’ın güzelliğini duyan Firavun,
İbrahim’e haber salarak Sara ile birlikte yanına gelmelerini emretmişti.
İbrahim Sara ile birlikte Firavun’un huzuruna çıkarıldı. Firavun ona: „Yanında
bulunan bu kadın kimdir?“diye sordu. İbrahim „kızkardeşimdir“ cevabını verdi.
Firavun İbrahim’e: „Onu süsle ve bana gönder“der. İbrahim çaresiz Sara’yi
süsleyerek Firavun’a gönderir. Sara Firavun’un yanına girince, Firavun, Sara’ya
dokunmak isteyince, eli tutmaz oldu ve ancak Sara’yi serbest bıraktıktan sonra,
iyileşti. Bunun üzerine Firavun kendi cariyelerinden Hacer’i Sara’nın yanına
katarak birlikte İbrahim’e gönderir. Böylece Sara Hacer’le birlikte İbrahim’in
yanına döner.
Filistin’de, İbrahim soğuk ve berrak suyu olan bir kuyu kazdı. Ahalinin yaptığı
fena muameleler neticesinde, İbrahim oradan ayrılmak mecburiyetinde kaldı; o
gidince de, su çekildi. Ahali arkasından koştu ve geri dönmesini rica etti.
Fakat İbrahim bu ricayı reddetti; kendilerine 7 dişi kuzu verdi (Tekvin, 21,
30). Bu kuzuları kuyunun başına bırakırlarsa, suyun tekrar çıkacağını söyledi.
Hayz halinde bulunan bir kadın kuyudan su çekince, su tamamen çekildi. İbrahim,
80 yaşında olduğu halde, Kadum köyünde kendi kendini sünnet etti. Taberi
(c.1,sa.201-202)’ye göre, İbrahim 200 yaşında vefat etmiştir. Bir rivayete göre
de, İbrahim 175 yaşında öldü ve Habrun’daki ecdat makberesinde Sara’nın yanında
gömüldü.
|