|
|
 |
 |
Okunma |
|
331 |
Kadında cinsel işlev bozuklukları
Toplumda cinsellikle ilgili sorunlar ve cinsel işlev bozuklukları her
ne kadar sık görülse de bunların önemli bir kısmı doktora
yansıtılmamakta ve bu yüzden de çözümsüz kalmaktadır. Ülkemizde cinsel
işlev bozukluklarıyla ilgili yapılan çalışmalar az sayıda olduğundan
yurtdışından iki örnekle bu gerçeği vurgulamak istiyorum:
Amerikan kadınları arasında yapılan anket tarzı bir çalışma, birden
fazla cevaplı bu ankete cevap veren kadınların %60'ının cinsellikle
ilgili problemleri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Problemi olan
kadınlardan %30'u hiçbir şekilde cinsel istek duymadıklarını ya da
isteklerinin az olduğunu, %20'si seksi çok zevk verici bulmadıklarını,
%15'i ilişki esnasında acı duyduklarını, %50'si cinsel ilişkiden önce
uyarılmakta zorluk çektiklerini, %50'si çok zor orgazm olduklarını,
%25'i ise hiçbir şekilde orgazm olamadıklarını belirtmişlerdir. Yine
benzer bir çalışmada evliliği yolunda giden kadınların %35'i cinsel
ilişkiye karşı ilgilerinin zaman içinde azaldığını, %10'u hiç orgazm
olamadıklarını, %47'si ilişki esnasında yeterince gevşeyemediklerini,
%38'i ilişki öncesi önsevişme dönemlerinin kısa sürdüğünü, %25'i ise
cinsel ilişki sonrası eşlerinden yeterince yumuşaklık ve sevecenlik
göremediklerini belirtmişlerdir. Bu çalışmalar her ne kadar toplumumuza
bire bir uyarlanamasa da konu hakkında oldukça fikir vericidir.
Cinsel yaşam bu kadar problemli hale gelebilmesine rağmen birçok
kadın ve birçok erkek bu konuyu doktoruna açma konusunda isteksizdir. Bu
da tedavisi mümkün olan problemlerle ömürboyu yaşamak anlamına
gelmektedir.
Cinsellikle ilgili diğer rakamlar (Amerika):
Amerikalı kadınların %60'ı ve erkeklerin %70'i 19 yaşına geldiklerinde en az bir kez bir cinsel ilişki yaşamışlardır.
Cinsel olarak aktif olan kadınların yarısı ayda birkaç kez ilişkiye
girerken, %30'u haftada iki-üç kez, %7'si ise dört kez ya da daha sık
ilişkiye girmekte, %12'si ise senede ancak birkaç kez ilişkiye
girmektedir. Tüm kadınların %3'ü ise ömürboyu hiç ilişkiye girmemiştir.
Tüm hayatları boyunca amerikalı erkeklerin %7'si, kadınların ise
%4'ünün homoseksüel bir ilişkiye girmiş oldukları tahmin edilmektedir.
Genel Bilgiler
Kadında en sık görülen cinsel işlev bozuklukları cinsel isteğin
azalması ya da kaybolması, eşin cinsel ilişki arzusuyla kadının arzusu
arasında zamansal uyuşmazlık, orgazm bozuklukları, vajinismus, disparoni
(ilişkide ağrı) ve erkeğin "cinsel davranışlarından memnun olmama"
şeklinde olanlardır. Cinsel işlev bozukluklarını daha iyi anlayabilmek
için bu bozuklukları cinselliğin evrelerine göre ayrı ayrı incelemekte
fayda vardır:
1. Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar: cinsel istek duymama (frijidite) ya da isteğin azalması
2. Cinsel uyarılma ve orgazmla ilgili bozukluklar
3. Cinsel ilişkide ağrı (vajinismus ve disparoni)
Bu hastalıklardan her biri için birincil (baştan beri varolan) veya
ikincil (sonradan ortaya çıkan) ve genel (her zaman varolan) ve özel
(partnerle ilişkide ortaya çıkan) ayrımları yapılabilir.
Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar
Bu tür bozukluklarda cinsel arzunun azalması ya da tümüyle ortadan
kalkması sözkonusudur. Her ne kadar bir kadında cinsel ilişkiye istek
olmasa da cinsel ilişki kadının eşi tarafından başlatıldığında kadın
uyarılabilmekte ve orgazm da olabilmektedir. Bu yüzden arzu azalması ile
uyarılma ve orgazm bozukluğu ayrımı önemlidir.
Bozukluk sıklıkla normal bir cinsel yaşamı takiben erişkinlikte
ortaya çıkmaktadır. Hastalığın ileri durumlarında kadın kendini tümüyle
hertürlü cinsel içerikli eylemlerden uzaklaştırarak kendi içine
kapanabilir. Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar hem kadında hem de
erkekte en sık görülen ve tedavisi en zor cinsel işlev bozukluklarıdır.
Cinsel arzu bozuklukları en sık evlilik çatışmaları ve eşlerarası
uyumsuzluğa bağlı olarak meydana gelir. İş stresi, kişisel stres, aile
içinde hasta bir bireyin varlığı, maddi problemler, çocuğu olanlarda
çocukla ilgili problemler de hastalığın ortaya çıkmasını
kolaylaştırabilir. İlaç kullanımı, hastalık, depresyon, stres,
uyuşturucu kullanımı, yaşlanma ve hormonal değişiklikler de cinsel
arzunun azalmasına neden olan diğer durumlardır. Menopoz, doğum sonrası
dikiş yerlerinin nedbeleşerek iyileşmesi ya da diğer nedenlere bağlı
olarak meydana gelen disparoni de (ilişki esnasında ağrı) uzun süre
devam ettiğinde cinsel arzunun azalmasına neden olabilir.
Dini inançlar, obsesif kompulsif kişilik bozuklukları, maskelenmiş
cinsel eğilim bozuklukları (travestizm gibi), gebe kalmaktan ve cinsel
yolla bulaşan hastalık kapmaktan aşırı korkma, gizli kalmış (bilinçdışı)
homoseksüellik, kendine güvensizlik, başarısızlık korkusu, insanlarla
yakınlık kuramama, cinsellikten suçluluk duyma, çocuklukta ya da daha
sonra cinsel tacize uğramış olma, kontrolü kaybetme korkusu nedeniyle
baskılama daha çok uyarılma ve orgazm bozukluğuna neden olmakla beraber
cinsel arzunun azalmasına neden olabilir. Gebeliğin birinci ve üçüncü
trimesteri de isteğin fizyolojik olarak azaldığı bir dönemdir.
Cinsel arzu bozukluklarının tedavisinde organik nedenler (ruhsal
nedenler dışında kalan nedenler) ekarte edildikten sonra bireysel veya
eşli psikoterapi uygulanır.
Uyarılma ve Orgazm bozuklukları
Uyarılma bozuklukları kadında kendini cinsel ilişkiye hazırlık
evresinde ortaya çıkması gereken olayların (vajinanın ıslanması gibi)
ortaya çıkmaması, ya da yetersiz olması, erkekte ise ereksiyonun
(sertleşmenin) olmaması, yetersiz olması ya da kısa sürmesi şeklinde
gösterir.
Normal bir uyarılma döneminden sonra orgazm olamama durumu gençlerde
ve cinsel ilişkiye yeni başlamış olan ve bu yüzden tecrübesi az olan
kadınlarda daha sık görülür. Kadınların %5-10'u hayatlarınının hiç bir
döneminde orgazm olmaz ve buna birincil anorgazmi (orgazm olamama) adı
verilir. Birincil anorgazmi sonradan ortaya çıkan (ikincil) anorgazmiden
daha sıktır.
Bazen ilişki problemleri, depresyon, ilaç kullanımı, kronik hastalık,
östrojen yetmezliği ve nörolojik hastalıklara (multipl skleroz gibi)
bağlı ikincil olarak ortaya çıkabilir. Masturbasyonla ve cinsel ilişki
dışında kalan uyaranlarla rahatlıkla orgazm olabilen kadın gerçek bir
cinsel ilişkide orgazm olamayabilir. Bazı kadınlar da eşiyle aynı
zamanda orgazm olamamaktan, her seferinde orgazm olamamaktan veya her
seferinde ancak bir kez orgazm olmaktan yakınırlar. Ancak birçok çiftin
beraberce orgazm olamadıkları, çoğu kadının ilişki öncesi dönemde orgazm
olduğu (direkt klitoral uyarıyla) bir gerçektir.
Anorgazminin en sık görülen psikolojik nedeni takıntılı bir şekilde
ilişkinin nitelikleriyle ilgilenme, hata yapma korkusu ve buna bağlı
olarak kendini aşırı eleştirme ve başaramama korkusudur. Kadın eşinin
davranışlarıyla ve kendisinin yapması ve yapmaması gerekenlerle o kadar
meşguldür ki kendini ilişkiye verip gevşeyemez.
Diğer nedenler geçmişte cinsel tacize maruz kalmış olmak, cinsellik
hakkında olumsuz duygular taşımak, ilişkiye ait problemler, özgüven
azlığı, vücudunu beğenmeme ve kontrolü kaybetme korkusudur.
Tedavide öncelikle altta yatan organik ve psikolojik nedenler
araştırılarak giderilir. Cinsel eğitim, bireysel ve eşle birlikte
sürdürülen psikoterapi de organik neden bulunamayan durumlarda
gereklidir.
Cinsel ilişkide ağrı
Vajinismus: Vajinismus tüm kadınların yaklaşık %1'inde ortaya çıkan
bir durumdur ve vajinanın dış 1/3'lük kısmında yeralan kaslarda, penis,
parmak, vajinal tampon ya da muayene spekulumu yerleştirme girişimi
olduğunda ortaya çıkan istemsiz kasılmalardır. Bu kasılmalar gerçek bir
girişim yanında yanlızca girişimin hayal edilmesiyle bile ortaya
çıkabilir. Bazı durumlarda vajinismus o kadar ağır olur ki, gerçek bir
cinsel ilişki mümkün bile olmaz. Hatta muayene esnasında da kasılmalar
ortaya çıktığından böyle bir durumda normal vajinal doğum bile mümkün
olmayabilir. Vajinismusu olan kadınların büyük kısmında cinsel istek ve
uyarılma tamamen normaldir ve orgazm da olabilirler. Bazı kadınlarda
vajinismus baştan beri vardır, bazılarında ise sağlıklı bir cinsel
yaşamı takiben sonradan ortaya çıkar. İkincil vajinismus adı verilen bu
durumgenellikle disparoniye (ilişki esnasında ağrı) bağlı olarak
gelişir.
Vajinismusu olan kadınların özgeçmişinde cinsel taciz gibi ciddi bir
psikolojik travma olabileceği gibi ağrılı bir jinekolojik muayene, ilk
ilişkinin çok ağrılı olması gibi psikolojik tahribat yapmış bir durum
sözkonusu olabilir. Katı dini inançlar ve cinsel yönelimde bozukluklar
da sözkonusu olabilir. Vajinismusu olan kadınların genital bölgeleri ve
vajinalarının boyutları hakkında yanlış inançları vardır. Bu yüzden de
vajinalarının içine herhangi birşey giremeyecek kadar ufak olduğuna
inanabilirler.
Endometriozis, kronik enfeksiyonlar, kızlık zarının gergin olması
gibi durumlar da vajinismus nedeni olabilir ve bunlar ancak komple bir
jinekolojik muayenede ortaya çıkarılır. Vajinal muayenenin eşinin de
refakatinde yapılması çiftin genital anatomi ve vajinanın boyutları
hakkındaki önyargıları yıkmalarına katkıda bulunabilir.
Tedavide istemsiz olarak ortaya çıkan kasılmaların engellenmesine
çalışılır. Kadının genital anatomiyle ilgili temel bilgileri edinmesi
için eğitim yapılır. Vajinal penetrasyon öncesi gevşemesi için teknikler
gösterilir. Kegel egzersizleri ile ilgili bilgi verilir ve bunları
nasıl uygulayacağı gösterilir.
Kegel egzersizleri: bunlar vajinanın girişinde yeralan kasların
çalıştırılarak geliştirilmesi için uygulanan egzersizlerdir. İdrar
kaçırma şikayeti olan bayanlarda uygulanabileceği gibi vajinismus
tedavisinde de kullanılabilir. Bunun nasıl yapıldığını öğrenmek için iki
parmağınızı vajinaya yerleştirerek parmağınızın dışarıya çıkmasını
engelleyecek şekilde vajina kaslarınızı sıkınız. Bunu yapamıyorsanız
idrarınızı yaparken işlemi yarıda kesmeye çalışınız. Her iki durumda da
kasılan kaslar vajina girişindeki kaslardır. İşte bu kasların istemsiz
olarak kasılması vajinismusun temel nedenidir. Bu egzersizin nasıl
yapıldığını öğrendikten sonra günde en az 5-6 kez tekrarlayın. Eğer 4-6
hafta arasında netice alamadıysanız doktora başvurmanız gerekir.
Vajinismus tedavisinde diğer bir yöntem de vajinanın parmaklarla ya
da özel aletler (vajinal dilatatör) kullanılarak genişletilmeye
çalışılmasıdır. Bu yöntem ancak bir doktor tavsiyesiyle uygulanabilir ve
başarı oranı en yüksek olanıdır.
Disparoni: Vajinismus dışında kalan nedenlerle ortaya çıkan cinsel
ilişkide ağrı durumudur. Uzun süreli devam etmesi anorgazmi ve istek
azalması gibi sorunları da beraberinde getirebilir. Genel ya da eşe
bağlı özel olabileceği gibi birincil ya da ikincil olabilir. İkincil
olarak gelişenler genellikle ilk ilişkiden on yıl sonra ortaya çıkarlar.
En sık görülen jinekolojik seksüel disfonksiyonlardan biridir ve
kadınların üçte ikisi hayatlarının bir döneminde bu hastalığı
geçirirler. Hem psikolojik hem de fiziksel nedenlere bağlı olarak ortaya
çıkabileceğinden dikkatli değerlendirme gerekir.
Yüzeyel disparoninin en önemli nedenleri arasında kronik
enfeksiyonlar ve klitorisin irritasyonu ve aşırı duyarlılığı yeralır.
Kalın himen (kızlık zarı), epizyotomi nedbesi, vajinit, ilişkiye hazır
olmadan (yani yeterince ıslanma olmadan) başlanması nedeniyle ortaya
çıkan tahriş ve menopozda ortaya çıkan vajinal atrofi (vajina dokusunun
zayıflaması) yeralır.
Daha derinlerde ortaya çıkan ağrıda ise kısa vajina (doğumsal),
mesane enfeksiyonları (sistit) ve uretrit, kronik enfeksiyonlar,
endometriozis, pelviste kitleler, barsak hastalıkları, genital
organlarda sarkma sözkonusu olabilir. Orgazm esnasında ortaya çıkan
uterus kasılmaları da bazen ağrı duyulmasına neden olabilir.
Yine cinsellikle ilgili çocukluktan gelen olumsuz önyargılar, cinsel
taciz öyküsü, ilişkiyle ilgili olumsuzluklar da disparoninin psikolojik
nedenleri arasında yeralır.
Tedavide etkene yönelik yaklaşımda bulunulur.
|